Türklük, Kürtlük ve Kimlik
Bizim memlekette dinsel ve etnik kimlikler ve mücadeleler gündeme geldiğinde Laiklik, ateistlik, kürtlük, türklük hatta Bektaşi alevîlik gündeme gelir ama Müslümanlık gündeme gelmez.
Hâlbuki dini kimlikleri devlet eliyle yok sayılmış, hatta askeri güç kullanılarak yok edilmiş en büyük kitle, Müslümanlardır.
Özellikle de Sünni Müslümanlar, görünürde diyanet şemsiyesi altına alınarak korunmuş gözükse de, en büyük darbe bunların dini kimliklerine vurulmuştur.
Sünniliği ele alanlar da konuyu, Anadolu İslam’ı adı altında başı sonu belli olmayan bir düşünceye evirip, İslam öncesi inanışları bağlamında ele alırlar.
Bir kimlik hareketi olarak Anadolu irfanı, Türk İslam’ı gibi sözlerle Türk milliyetçiliği ile ilgili sancılı ilişkilere uzanabilen bir perspektifle, sözü bağlamaya çalışırlar.
Kürt kimliğini öne çıkaranlar ise devlet terörü uygulandığı, savaş ilan edildiği iddiasıyla batı ülkelerinden siyasî sığınma talep etmelerinin sebebini kimliklerine bağlarlar.
Esasında iltica talebinde bulan yüzbinlerce Kürt’ün büyük bir çoğunluğu, politik baskıdan kaçtıkları için değil, daha iyi bir yaşam standardına ulaşmak isteyen ekonomik mültecilerdir.
Türkiye’ye sonradan iltica etmiş olan özellikle Irak ve Suriyeli Sünni Kürt Araplar da, politik çatışmaların farklı biçimleri nedeniyle kaçmaya zorlandıklarını iddia etseler de, onlarında öncelikleri daha iyi ekonomik koşullarda yaşama isteğinden başka bir şey değildir.
Kürt kimliklerini öne çıkaranlar, kullandıkları retorikle böyle bir izlenim vermeye çalışsalar da, esasında kürt sorununun Müslüman kürtlerle, Müslüman Türkler arasında olmadığı bir gerçektir.
Türkler ile kürtler arasındaki kimlik kavgasının temelinde İttihat Terakkiden beri merkezî hükümetlerin bölge coğrafyasının demografik yapısı değiştirme çalışması yatmaktadır.
Osmanlı tarafından kürdistan olarak tanınan bölgenin isminin değiştirilmesi, tek parti hükümeti yetkililerince eskinin reddi ve bambaşka bir devlet olduklarının ispatı gibi görülmüştür.
Çünkü Osmanlı coğrafyasında adı kürdistan olan bölgede yaşayanların, geçmişten beri hem devletle hem de kendi aralarındaki iç çatışmaların ve rekabetin pek çok sebebi bulunduğu bilinmektedir.
Kendi içinde bile karmaşık bir toplum yapısı olan bölgenin sorunlarının, Osmanlı döneminde devlet düzeyinde çözülememiş olması ve tek parti döneminde yöneticilerinin işi tenkile kadar götürmelerinin sebebi bu işi biz çözdük ihtirasından başka bir şey değildir.
Yerel ilişkilerin ve çatışmaların, aşiretler ve devlet arasındaki çatışmalarla bağlantılı hale gelmiş olması, doğu meselesinin sebepleri arasında gösterilse de, sayılan sebepler arasında kesin bir ayrım yapmak güçleşmektedir.
Bölgedeki hayatın ekonomik değişiklikler ve politik çatışmalarla daha da ağırlaşması sonucunda, devlet baskısı ile ağa aşiret baskısının ortadan kaldırılması isteği gibi gösterilmeye çalışılsa da, asıl sebep İttihat Terakki den bu yan güdülen kürt düşmanlığı olarak ortadadır.
Kimlik konularında temel meselelere değinmek gerektiğinde, genişleme döneminde olduğu gibi gerileme döneminde de, içe yönelik göçler ve özellikle Kafkas göçünden işe başlamak gerekmektedir.
İttihat Terakki tarafından inanç ve fikir itibarıyla düşman olarak görülmesi gerekirken, baş tacı edilen bir diğer mesele ise İspanya’dan kovulan sefaradların kabul edilmesidir.
İttihat Terakki dönemindeki Kafkas göçmenleri İslâmî politikaların, Makedonya göçmenleri ile de Türkleştirme politikalarının gündeme gelmesi, ülke kaderinde belirleyici olan bir iktidar dönemini başlatmıştır.
İttihat Terakki kadrolarından devir alınan Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük politikaları, devleti kurtarma kaygısı açısından, Türkiye Cumhuriyeti aydınları için de geçerli olmuştur.
Osmanlı Devletinde yıkımı hızlandıracağı endişesi ile bir dönem soğuk bakılan Türkçülük akımı, Balkanların kaybedilmesinden sonra oluşan siyasi ortam da yeniden hayat hakkı bulmuş, Yusuf Akçura’nın gündeme getirdiği düşünce yukarıda bahsedildiği üzere, Ziya Gökalp tarafından bir politik kurtuluş reçetesi olarak sunulmuştur.
FARKINDA MIYIZ?
Resmi ideolojinin seküler Kemalizm olarak yasalarla, cebren topluma dayatılmasına karşı çıkamayanlardan insaf sahibi olanlar bile artık yeter, 2025 Türkiye demokrasisinin en büyük ayıbı olan 100 yıllık komedi son bulmalı dedikleri için linçe uğramışlardır.
Kuzey Kore gibi devlet ve toplumlarda komedi konusu olan tağuti, inkarcı, putperest vesayet rejiminin paganist ritüel ve törenlerini yadırgayanlar ve eleştirenler, benzer ritüellerin kemalist ideoloji olarak anayasa ve yasalarla cebren dayatılmasına hayır demek mecburiyetindedirler.
Çünkü kemalizmin kaynağı olan Türkçülük din ise laikliğe, ideoloji ise demokrasiye aykırıdır.
Bu anlamda kişinin düşüncesini devletin resmi ideolojisi ilan edip, topluma anayasal zorunluluk olarak dayatması, insan haklarına, ifade ve düşünce özgürlüğüne aykırıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.