Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

Hakk’ın Emirlerine İtaatsizliğin Neticeleri

Hakk’ın Emirlerine İtaatsizliğin Neticeleri

Bugün de her zaman ki gibi; ‘Selam duâsı’yla başlayalım isteriz yazımıza;

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Efendim bugünkü beyitlerimiz şöyle;

“Küstahlar tekrar edepsizlik ettiler, yasağın hilâfına sofradan artanları, dilenciler gibi saklamaya başladılar.”

İsrâil oğulları kendilerine semâlardan muntazaman inen ikramları hem yiyip hem de yedikten sonra belki yarın o ikramlar inmez endişesiyle yasak olmasına rağmen, artan yemekleri toplayıp evlerine götürüp, saklıyorlardı. Tabi bu saklanan yemekler o zamânın şartlarında bozulup, kokuyor, etrafa zararı dokunuyor ve sağlığı tehlikeye sokuyordu. Edepsizler, kanaat ve şükür nedir bilmezler. Halbuki edepli insanlar, kanaatkarlıklarıyla, o çeşit çeşit nimetlerin bollaştığını, herkese yetebileceğini düşünürler, bunu böyle bilirler.

“İsa (A.S) onlara yalvarırcasına; ‘Bu sofra dâima gelecek, yeryüzünden kesilmeyecektir’, dedi.”

“Büyük bir zâtın sofrasında bulunup da, doyulmayacak diye sûi zanna düşmek ve hırs ve tama gösterip aç gözlülük etmek, küfrânı nimet olur.”

Bu edepsizler, kendileri için semâlar âleminden inen sofradan yerken yarına ya inmezse, ya aç kalırsam diye endişeyle, sofradan yemek alıp saklıyor hatta yerken neredeyse çiğnemeden çabucak yutuyorlardı. Bu hakikaten büyük bir densizlik ve münâsebetsizlikti. Çünkü o safrayı onlara takdim eden çok yüce, çok ‘Gani’ bir zattır ki, O zât, Rabbül Âlemîn’di. O’nun ikramının sonu yoktur, tükenmez, eksilmez. Bunu düşünerek endişe etmek, tek kelimeyle küfrânı-nimettir. İsrâiloğulları’nın yaptığı bu yakışıksız tutum aç gözlülüktür, gönderilene tama edip hırsla sofradan yiyecek çalmak, edepsizliktir. Bu davranış pek tabi iman zayıflığındandır, çok zengin ve Gani olan Rabb’e güvenmemektir. Şeyh Sâdî Şirâzî’nin buyurduğu gibi; ‘Yeryüzü Allah Teâlâ’nın umûmî sofrasıdır. Hem de o sofrada dost-düşman ayırt edilmez.’

İşte onlar bu küstahlıkları sebebiyle gazâba uğradılar. Rivâyete göre ibret olarak domuz kılığına sokuldular ve üç gün içinde de yok oldular. Bilinsin ki, ilâhi sınırları aşarak edepsizlik yapanlar, kendi elleriyle kendi felâketlerini hazırlamış olurlar. Cenâb-ı Hak şerefli Kur’ân’ında buyurur ki: “Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şâhit olarak da Allah yeter.” Meal notu: Bu iki âyet birlikte değerlendirildiğinde, İslâm’ın hayır, şer, kaza ve kader mevzularındaki inanç ve düşüncesine ışık tuttuğu görülür. İnsanlar umumiyetle elde ettikleri başarı ve iyi neticeleri kendilerine (veya inananlar Allâh’a) mâl ederler. Felâket, kötülük ve başarısızlıkları ise yükleyecek birisini ararlar; kendilerini kınamak ve suçlamaktan kaçarlar. Halbuki her şeyi yaratan Allah’tır; her şey O’nun takdir ve kudreti ile vâr olur. Ancak Allah, hiçbir kimse için doğrudan doğruya felâket ve kötülüğe rıza göstermez; kulun işlediği her günah, suç ve kötülükte bizzat kendi irâdesi devreye girer ve Allah, kulu öyle istediği için, irâdesini o yolda sarf ettiği için öyle yaratır. Şu halde kul, hak eder, murat eder. Allah Teâla, ‘Hâlık’tır; kulun irâdesine göre yaratır.

“O görgüsüz, dilenci suratlıların hırsı-tamahları yüzünden o rahmet kapısı kendilerine kapandı.”

Onların ilâhi hudutları aşmaları, Hakk’ın emrine itaatsizlik etmeleri, tamah göstermeleri, gayretullâh’a dokundu ve ziyâna uğradılar. Onların edepsizlikleri yüzünden diğerleri de gönderilen nimetlerden mahrum kaldılar, başlarına zarar ve belâların gelmesini hak ettiler.

“Zekat verilmeyince bulut gelip yağmur yağdırmaz, zinâdan da etrafa vebâ yayılır.”

Peygamber aleyhisselam bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar; ‘1-Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihâyet o millet bu suçu aleni olarak işlediğinde, mutlaka aralarında vebâ salgını ve daha önceki milletlerde vuku bulmamış başka hastalıklar yayılır. 2-Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet, mutlaka kıtlık, (bereketin kalkması) geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezâlandırılır. 3-Malların zekatını vermekten kaçınan her millet, mutlaka yağmurdan mahrum bırakılır (kuraklıkla cezâlandırılır. Hatta) hayvanları olmasa onlara hiç yağmur yağdırılmaz. 4-Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetlerini terk eden her milletin başına mutlaka Allah Teâlâ, kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindekilerin bir kısmını alır. 5-İmamlar Allâh’ın kitâbıyla amel etmeyip, Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe, Allah onların hesâbını kendi aralarında görür.’ (İbn-i Mâce, fiten, 22/ Hâkim, IV, 5833/8623) Demek ki, Allâhu Teâlâ’nın yapma dediklerinde bir hikmet vardır.

Şurası muhakkak ki, zekat malı temizler, arındırır. Zekat ile Cenâbı hak ‘Rezzak’ ismini kuluna yaşatır. Böylece fakirlerin ihtiyaçları giderilir, gönüller birbirine ısınır, müminler arasında sevgi bağları kuvvetlenir, toplum madden ihya olur. Cenâb-ı Rabbül Âlemin, zinâya yaklaşmayın emriyle, kullarının meşru olmayan berâberliklerinin haram olduğunu bildirir. Hakk’ın kuralları uygulanmak içindir, uymayanlar hem bu dünyâda hem ahiret hayâtında cezâ görür aynı zamanda bu haram, toplumu ifsad ettiği gibi pek çok bulaşıcı hastalığın yayılmasına sebep olur. Nitekim bunun izleri bugün yaşadığımız toplumda görülmektedir. Rabb’im her türlü hastalık ve musibetlerden bizleri korusun, muhafaza eylesin inşallah, diyerek bitirelim efendim.

Hayırlı Cumalar, hayırlı bayramlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nurten Selma Çevikoğlu Arşivi